Eskişehir Büyükşehir Belediyesine bağlı Espark şirketinin yılda sadece yedi ay çalıştırdığı taşeron işçiler diğer aylarda kredi kartıyla borçlanarak yaşıyorlar. Yerel basının görmezden geldiği haberi gündemde tutmak için bu yazıyı kaleme alıyorum.

Haberi Evrensel gazetesinden okudum. Eskişehirli muhabir arkadaşımız Berivan Özkara imzasıyla yayınlandı. Haberi siz de şuradan okuyabilirsiniz. Burada biraz ayrıntı verip haberin sıcaklığını korumaya çalışacağım. Birkaç çift de lafım olacak.

Mahkeme bu işçilerin mevsimlik statüde olmadığına ve yıllık izin haklarının bulunduğuna karar vermiş ama belediye ve şirket kararı istinafa taşımış. Kadro düzenlenmesinden yararlandırılmıyorlar ve daimi kadrolu işçilerle aynı haklara sahip değiller.

Yılın neredeyse yarısında işsiz kalan işçiler geçinebilmek için kredi çekerek bankalara borçlanmak zorunda kalıyorlar. Yani bir anlamda, çalışırken aldıkları maaşların önemli kısmı da bu borçlara gidiyor. Bütün yıl çalışıp borç ödemek Eskişehir’in görünmeyen gerçekliğine ait bir hikâye..

Haklarını arayan işçilerin arkasında maalesef sendika da yok. Daha doğrusu, var da yok. Üyesi oldukları Belediye-İş Sendikası işçilere destek vermediği gibi, dava açmamaları yönünde de telkinde bulunuyor. Girmeyin böyle işlere, başınız ağrır diyorlarmış. İşçiler aidatlarını ödüyorlar ama sendikal hakları yok sayılıyor, karar verme süreçlerinden dışlanıyorlar.

Eskişehir basını haberi görmezden geliyor. Emek haberleri, işçilerin hak arayışları, işten çıkarmalar, işçi kıyımları, yerel haber masalarının filtresine takılıyor. Şehrin tabu holdingi ETİ Gıda’daki işçi kıyımında da sessiz kaldılar. Muhabirlerin, kalemlerin, yazı işleri müdürlerinin mesleki direnişi patronların ve uzantısı yöneticilerin gücünü aşamıyor.

Şehrin sanayi ve ticaret odaları ve sözcüleri hakkında nerdeyse her gün övgü dolu yazılar kaleme alınırken, yatırımları parlatılırken ve dertlerine derman aranırken, fabrikalardaki işçilerin açık ya da gizli mücadeleleri görünmez kılınıyor. Bu manzara belediyeler için de geçerli. Ayşe Ünlüce’ye methiye düzmek yerel basında artık rutin oldu. Belediyelerdeki toplu iş sözleşmeleri işçilerin gözünden ve haklarının dilinden değil, işveren belediyenin kurumsal iletişim dilinden, belediye bültenleri kesip yapıştırılarak haberleştiriliyor.

Yerel basının yapısal dinamiklerini, kent yönetiminin aktörleriyle, mekânsal ağların düğümleriyle finansal ve siyasal ilişkilerini bu yazıda konuşacak yerim olmaz ama altını çizdiğim bu görünmezliğin ardında bu dinamiğin olduğuna en azından dikkat çekmeliyim. Sektördeki çoğu gazeteci de maalesef bu dinamiği kabullenmekte, haberciliği bu çarkın içinde kalarak yapmakta, bunu bir mesleki faaliyet olarak benimsemektedirler.

Bir şehrin hikâyesi sadece sermayenin hikâyesine, mekânsal ağlarda biriken nüfuzlu aktörlerinin hikâyesine dönüşmeye başladığında, o şehrin gerçek sahipleri, işçiler emekçiler emekliler yoksullar işsizler görünmez olurlar. Bir şehir sadece sanayicilerin, tüccarların, esnafların, belediye başkanlarının diliyle konuşur olduğunda, o şehrin açları açıkları dillerini kaybeder, sesleri duyulmaz olur.

Evrensel’den Berivan Özkara’nın haberini okuyun. Şehrin gazetecilerinin eli dili bağlıysa biz okurlar yazıp çizelim. Sosyal medyada konuşalım, fabrikada okulda mahallede konuşalım, kent lokantasında konuşalım, yakınlarımıza uzaklarımıza anlatalım, bu şehrin işçileri emekçileri hakkını arıyor diyelim. Duymayan kalmayıncaya kadar.

Ayşe Ünlüce de susmasın. Bu haber orada kalmasın. Çıksın konuşsun, hatasıyla sevabıyla meseleyi bir de o anlatsın. Bir de onu dinleyelim, kim ne kadar haklıymış bilelim.