Külliye krizi çözülemedi. Kaymakamlık yeni bir kararla yarın tahliye edilmesini istedi. Bu ani karar değişikliği sürecin artık gerekçeleri inandırıcılığını kaybeden bir hukuki süreç olmaktan çıkıp siyasi operasyona dönüştüğünü düşündürüyor.

AKP, yerelde sandıkla elde edemediği iktidar gücünü, arka yollardan dolanarak, kamusal varlıkların mülkiyet düzenini ve kurumların yönetim hukukunu  siyasallaştırarak elde etme ısrarından vazgeçmiyor.

Devlet ve devlet aygıtı aynı şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye adı verilen coğrafya üzerinde egemenliği elinde bulunduran, hukuki ve politik iradeyi temsil eden soyut bir otoritedir.

Devlet aygıtı ise bu soyut otoritenin somutlaştığı kurumsal araçlar bütünüdür. Hükümetler değişir ama devlet aygıtı büyük ölçüde yerinde kalmaya devam eder. Devlet aygıtı, devletin işleyişini sağlayan makinedir.

Yerel yönetimlerin kentsel mekân üzerindeki nüfuzu ile merkezî hükümetin devlet aygıtını kullanımı arasındaki ilişkinin temelinde demokratik meşruiyet ilkesi bulunur. Kentsel mekân merkezî iktidarın ideolojik tahakküm alanı değildir. Şehir halkının ortak yaşam alanıdır.

Hükümet, elindeki devlet aygıtını yerel yetkileri daralmak ve yerel özerkliği devre dışı bırakmak amacıyla işlettiğinde kent halkı nezdinde rıza ve meşruiyet bulamaz olur.

Kurşunlu Külliyesi odağında yaşananlar, bu teorik çerçevenin, yani merkezi idare araçları ile yerel yönetim arasındaki kentsel hegemonya ve mekânsal yetki mücadelesinin Eskişehir’deki somut ve en taze örneğini sergiliyor.

Vakfın külliye üzerindeki tasarruf hakkı hukuki bir zemine sahip olsa da, külliyeyi işleten belediye yetkisinin bir anda sona erdirilmesi, kamu yararını arka plana atan bir siyasi tasarruf ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor.

Külliyenin boşaltılmasıyla birlikte içindeki üç müzenin ve mekândaki işleyiş düzeninin akıbetinin ne olacağı sorusu tartışmanın merkezine oturmuş durumda.

Külliye’nin doğrudan Vakıflar kontrolüne geçecek olması, seçilmiş yerel yönetimin iradesiyle şekillenen bir kamusal mekânın ideolojik ve idari reflekslere kurban edilme riskini doğuruyor.

Kaymakamlığın son kararı, bu krizin basitçe bir gayrimenkul hukuku anlaşmazlığı olmadığını gösteriyor. Eskişehir’deki kentsel hegemonya mücadelesi bir vakada daha kendini açıkça ilan etti.

Kenti kim yönetmeli ve nasıl yönetmeli? Bu sorular şehirlerde, Eskişehir’de sıcaklığını koruyor ve siyasi kutuplaşma kent yönetimi ve mekânsal düzen tartışmalarının şehircilik disiplini içinde yapılmasını engelliyor.

Eskişehir’deki çift başlı mekânsal rejim bir arenaya dönüşmüş durumda. Gerçek şu ki, kriz aslında Külliye’de değil bu rejimde. Bu kriz çözülmedikçe de Eskişehir halkı bu tartışmalardan zarar görmeye devam edecektir.

AKP hükümeti, seçilmiş yerel yönetimlerin demokratik meşruiyetine saygı duymalı, kentsel mekân ve belediyeler üzerindeki baskılayıcı uygulamaları terk etmeli, devlet aygıtını devletin bütünlüğünü koruyarak kullanmalıdır.

Bu bakış açısıyla talep çok açıktır: Kurşunlu Külliyesi’nin yakasından düşün.